Yazar: admin

  • KoçSistem’in uygulaması Pixage spor salonlarına girdi

    KoçSistem’in 2008 yılında piyasaya sunduğu, yerli dijital yayıncılık uygulaması Pixage, 2012 yılında İngiltere Premier Ligindeki 22 Stadyumun ekran yönetimini sağladıktan sonra yeni bir projeyle bir kez daha İngiltere’de kullanılmaya başlandı.

    İngiltere’nin reklam şirketlerinden Sports Revolution ile yapılan anlaşma sonucunda, Cambridge, Workshire gibi popüler şehirler başta olmak üzere İngiltere’nin farklı bölgelerinde yer alan 115 spor salonundaki ekranların yönetimi Pixage uygulaması ile sağlanıyor.

    Böylece spor salonlarındaki, tüm yayın akışı mekan ve zamana göre gruplanıyor, hedef kitleye doğru zamanda doğru mesajlar iletilebiliyor. Ekranlardaki içerikler, yönetim paneline entegre uygulamalarla (tarih, saat, hava durumu, döviz durumu) zenginleştirilirken, kaliteli yayın ve zengin görsel içeriklerle mesajlar hedef kitleye en etkili şekilde iletiliyor. 

    Ekranlarda farklı tasarımlarla ders programı, reklam yayını ve özel spor videoları yayınlanıyor. Ayrıca firmaya özel bir geliştirmeyle ekranlardaki görsel içerikler ile müzik yayınının senkron olarak çalışması sağlanıyor. KoçSistem Bulut altyapısının kullanıldığı dijital yayıncılık uygulaması Pixage sayesinde, aynı zamanda, ekranlardaki içerikler her an kolayca güncellenebiliyor, böylece ders programlarındaki değişiklikler anında ekranlara yansıtılabiliyor.

  • Yapay zekada Japonya, Güney Kore ve ABD önde

    WIPO’nun yapay zeka alanındaki çalışmalara yönelik yayımladığı ilk raporunda, bu alandaki rekabette Çin ve ABD’nin dünyadaki diğer rakiplerinin önünde olduğu aktarıldı. 

    Raporda, ABD teknoloji devleri IBM’in yapay zeka alanında 8 bin 920, Microsoft’un ise 5 bin 930 patent başvurusu yaptığı belirtildi. Bu şirketleri Toshiba, Samsung ve NEC izledi. 

    Yapay zeka çalışmalarının ilk ortaya çıktığı 1950’li yıllardan itibaren yapay zekayla bağlantılı 340 bin patent başvurusu yapıldığı ve 1,6 milyon bilimsel belge yayımlandığı bilgisine yer verilen raporda, bu alanda en çok patent başvurusunun Japon, Güney Koreli ve Amerikan şirketler tarafından yapıldığı belirtildi. 

    WIPO Genel Direktörü Francis Gurry BM Cenevre Ofisinde düzenlediği basın toplantısında, yapay zeka alanındaki çalışmalarda gerek patent başvuru sayısı gerekse bilimsel yayınlar açısından Çin ve ABD’nin rakipleriyle arayı açtığını söyledi. 

    Gurry, yapay zekanın artık hayatın her alanına keskin şekilde girdiğini belirterek, yapay zekanın “işsizliği artırması ya da yeni istihdam alanları oluşturması” konusunun büyük bir soru işareti olduğunu kaydetti.

  • Hayatını kaybeden kişinin organları 2 kişiye nakledildi

    Geçirdiği kalp krizi sonrasında kalbi duran ve 50 dakika süren müdahale sonrasında Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi yoğun bakım ünitesine kaldırılan hastanın, beyin ölümünün gerçekleştiği tespit edildi.

    2 HASTAYA HAYAT VERDİ

    Beyin ölümü gerçekleşen hastanın ailesi ile vakit geçirmeden irtibata geçen Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi Organ Doku Nakil Koordinatörlüğü yetkilileri organ bağışı konusunda izin aldı.

    Bursa’dan gelen ekiplerin başarılı bir şekilde sürdürdükleri operasyon sonrasında beyin ölümü gerçekleşen kişiden alınan 2 böbrek ve karaciğer, 2 ayrı hastaya nakledildi.

    Hayatını kaybeden kişinin organları 2 kişiye nakledildi

  • Elektronik sigara zehir saçıyor

    Son yıllarda tütün kontrolü konusunda gösterdiği başarılı ve kararlı çalışmalar ile dünyada en etkili tütün kontrolü uygulayan ülkelerden biri olan Türkiye, alternatif yollarla geliştiren tütün endüstrisinin, hedefi durumuna geldi.

    Sigara kullanımı hızla düşerken, sigarayı bırakmaya yardımcı olduğu iddia edilen, ancak en az sigara kadar zararlı olan tütün ürünlerinin zehir saçtığı belirtildi.

    Elektronik sigara zehir saçıyor

    “ÖĞRENCİLER ARASINDA HIZLA YAYILIYOR”

    Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin özellikle ABD’de flash bellek şeklinde ufak, bilgisayar ve elektronik cihazlarla şarj edilebilir şekilde satışa sunulması nedeniyle öğrenciler arasında oldukça yaygın olduğunu söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Şenay Çitim, “Dumansız ve kokusuz olan bu cihazlar öğrenciler arasında hızla yayılmaktadır. Türkiye’de e-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin satışı yasak olmasına rağmen farklı yollarla getirilip piyasaya sürülmektedir. Özellikle dumansız ve kokusuz olan ısıtılmış tütün ürünleri son dönemde gençler arasında hızla yayılmaktadır. Ailelerin çocuklarını sadece sigara konusunda değil e-sigara ve ısıtılmış tütün ürünleri konusunda da uyarmaları ve gözlem altında tutmaları gerekmektedir” dedi.

    Elektronik sigara zehir saçıyor

    “RENKLERİ VE TATLARI İLE CEZBEDİYOR”

    E-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin sosyal medyada ve bazı TV kanallarında özellikle sigarayı bırakmak için daha az zararlı veya sigarayı bırakmaya yardımcı ürün olarak olarak tanıtıldığının altını çizen Uzman Dr. Çitim, “Bu tür ürünler sigarayı bıraktırmadığı gibi hiç sigara içmemiş kişiler için bile renkleri ve tatlarıyla cezbedici olabiliyor. Bu durumda sigara bağımlılığını azaltmak yerine aksine arttırıyor” diye konuştu.

    “NORMAL SİGARADAN FARKI YOK”

    E–sigaranın iddia edildiği gibi zararsız bir ürün olmadığını vurgulayan Uzman Dr. Çitim, e-sigaranın zararlarını şöyle sıraladı: “E-sigara ile nikotin alımı sürdüğü için (her nefeste 0,1-30 mg arası) nikotin bağımlılığının ortadan kalkması söz konusu değildir. E-sigara toksik ve kanserojen birçok madde içerir. Klasik sigarada bulunan toksik maddeler, kanserojen olduğu bilinen özellikle tütün spesifik nitrozaminler, formaldehit, asetaldehit, eser miktarda veya hiç bulunmayan nikel, kurşun, kadminyum demir gibi bazı ağır metallerin e-sigaradan çekilen buharın içinde yer aldığı görülmüştür. Sıvı kitlerin içinde bulunan nikotin dışındaki aroma verici katkı maddeleri akciğerdeki fibroblast denilen hücrelere, embriyo kök hücrelerine ve kalp kası hücrelerine toksik etkide olduğu, özellikle en çok toksisiteyi tütün ve tarçın aromalı ürünlerin yaptığı bilinmektedir. E-sigara yanmadığı için pasif içiçiliğe yol açmadığı düşünülür; oysa ki e-sigara tüketiminin olduğu oda havasında yapılan ölçümlerde nikotin ve birçok kansorejen madde saptanmıştır. Özellikle çocukların ve gebelerin yanında içilmesi oldukça sakıncalıdır. E-sigara dumanına ve klasik sigara dumanına maruz kalan pasif içicilerin nikotin yıkımı ile açığa çıkan serum kotinin seviyeleri benzer oranda bulunmuştur” şeklinde konuştu.

    Elektronik sigara zehir saçıyor

    “E-SİGARA VE NARGİLEDEN UZAK DURULMALIDIR”

    E-sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin davranış değişikliği oluşturmadığı, nikotin bağımlılığını devam ettirdiği için sigara bırakma yöntemi olarak kullanılamayacağına dikkat çeken Uzman Dr. Çitim, son olarak şu şekilde devam etti:“Nikotin, kokain ve alkolden bile daha kuvvetli ve daha kolay bağımlılık yapan güçlü bir zehirdir. Nikotinin güvenilirlik dozu olmaması nedeniyle her dozu bağımlılık yaratıp ölümcül hastalıklara neden olabilir. Bu nedenle nikotinin her türlü kullanımından, özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşan E-sigara ve nargileden uzak durulmalıdır.”

  • 74 yaşındaki kadına bacak kemiğinden çene kemiği yapıldı

    ESOGÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’ne başvuran K.S.’nin, çene kemiğinde gelişen tümörün ağız içini kapladığı ve gıda almasını engellidiği belirlendi.

    BACAK KEMİĞİNDEN ÇENE KEMİĞİ YAPILDI

    K.S.’nin ameliyatına karar verildi. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydan Köse ve ekibinin gerçekleştirdiği 6 saatlik operasyonla K.S.’ye bacak kemiğinden çene kemiği yapıldı.

    YENİDEN SAĞLIĞINA KAVUŞTU

    Alt çene kemiğinde kemik kanseri gelişen K.S.’ye, kanserli 8 santimetrelik çene kemiği çıkarıldıktan sonra, alt bacak kemik ve derisinden yeni çene kemiği ve etraf dokusu yapıldığını belirten Prof. Dr. Aydan Köse, böylece hastanın yeniden sağlığına kavuştuğunu ifade etti.

    74 yaşındaki kadına bacak kemiğinden çene kemiği yapıldı

    “İLERLEMİŞ YAŞINA RAĞMEN SAĞLIĞI İYİ”

    İleri mikro cerrahi tekniklerinin kullanıldığı operasyonda, bacak kemiğinin damarlarının çene bölgesindeki damarlar ile birleştirildiğini anlatan Prof. Dr. Köse, şunları söyledi: “Nadir görülen bu kemik kanseri tipinde, cerrahi tedavi çoğu zaman tek seçenektir. Böyle durumlarda büyük miktarda kemik parçası çıkarılması gerektiğinden, hastanın yüz görünümünün bozulmasının yanı sıra alt çene kaybı nedeniyle beslenme fonksiyonları da olumsuz etkilenebilmektedir. Serbest doku nakli olarak adlandırılan bu operasyonlarda iki farklı alanda çalışılması ve damar onarımlarının mikroskop altında yapılması uzun operasyon sürelerini gerektirmektedir. Hastanın, başka genel sağlık problemlerinin olması durumunda ise riskli durumlar ortaya çıkabilmektedir. Hastamız, ileri yaşına rağmen gerek ek sağlık probleminin olmaması, gerekse tedaviye uyumlu olması nedeniyle operasyon ve operasyon sonrası süreçler son derece başarılı ve sorunsuz geçmiştir.”

  • Hollywood yanağı nedir

    Genellikle estetik operasyon sonucu elde edilen Hollywood yanağı; çene kemiğinin üzerindeki yağ dokusunun bölgeden alınması ile elde ediliyor.

    Hollywood yanağı nedir

    BU YANAKLAR JOLİE İLE ANILIYOR

    Belirgin olarak, ilk kez Angelina Jolie’nin katıldığı davetlerde fotoğraflarının çekilmesiyle ortaya çıktı. Hollywood yanağı, bu nedenle Angelina Jolie ile anılıyor.

    Bu operasyonu geçiren kişilerin yüzleri, çıkık ve köşeli elmacık kemiğine sahip olurlar. Ayrıca çökük ve gergin yanaklara da sahip olurlar.

    GÜLŞEN EN SON KAMERALARA YANSIDI

    Türkiye’de ise geçtiğimiz günlerde, yılbaşı için düzenlenen kutlamada sahneye çıkan ünlü şarkıcı Gülşen’in, bu operasyonu geçirdiği söyleniyor.

    Hollywood yanağı nedir

  • 8 paket kullanınca dehşeti yaşamıştı! Herkesin başına gelebilir

    Özel bir firmada eğitim ve gelişim uzmanı olarak çalışan İbrahim Kösem (32), 2016 yılında evindeki lavaboyu açmak için çok sayıda lavabo açıcıyı aynı anda kullandı. Yoğun kimyasalın kaynar suyla temasıyla meydana gelen patlamada ağır yaralanan İbrahim Kösem, EÜ Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. Yanık tedavisi tamamlanan Kösem, patlamanın gözlerinde meydana getirdiği ağır yanık nedeniyle görme duyusunu bir gözünde tamamen, diğer gözünde büyük oranda yitirdi. 

    8 paket kullanınca dehşeti yaşamıştı Herkesin başına gelebilir

    Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Göz Bankası Tıbbi Müdürü Prof. Dr. Sait Eğrilmez, Prof. Dr. Halil Ateş ve Op. Dr. Özlem Barut Selver ve ekibi tarafından tedaviye alınan Kösem’e iki yıl içerisinde kornea kök hücre nakli, katarakt, göz tansiyonu gibi operasyonlar gerçekleştirildi. Son olarak kadavradan alınan korneanın nakledildiği Kösem, Dünya Engelliler Günü’nde geçirdiği ameliyatla yeniden görmeye başladı. 

    “8 PAKET LAVABO AÇICIYI KULLANINCA BİR PATLAMA ORTAYA ÇIKMIŞ” 

    Operasyon konusunda bilgi veren Prof. Dr. Eğrilmez, “Kimyasal yanıklar, göz yaralanmalarının en talihsiz olanlarından ve hem iş hem de ev kazaları ile nadir sayılmayacak sıklıkta kimyasal yanık olgusuyla karşılıyoruz. İbrahim Kösem, eğitimli biri olmakla birlikte, cahilce bir yaklaşım sergileyerek, aynı anda 8 paket lavabo açıcıyı kullanınca bir patlama ortaya çıkmış.

    Sağ gözünde görmesinin tümünü kaybettiren, sol gözünde sadece ışık hissinin kalmasına neden olan ağır bir yanık ile bize başvurdu. Katarakt, göz tansiyonu, babasından kornea kök hücresi nakli ve kadavradan kornea nakli ameliyatları ile tek görme umudu olan sol gözünü kurtarmayı hedefledik” şeklinde konuştu. 

    Kornea naklinin önemine değinen Prof. Dr. Eğrilmez, “Türkiye’de her yıl 380 bin kişi yaşamını yitiriyor; doku uyumu, kan grubu uyumu, beyin ölümü gibi özel şart gerektirmeyen kornea vericiliği için, bu 380 bin kişinin sadece yüzde biri cenaze toprağa defnedilmeden önce kornealarını bağışlasa; ülkemizde bir tek kişi, bir tek saniye kornea beklemiyor olacak.

    Kornea, gözü saate benzetecek olursa, saatin camı gibi düşünebileceğimiz bir doku. Kendisi görünmeyen; ama gözü gördüren yarım milimetre kalınlıkta bir zar. Kornea bağışlandığında sadece bu doku alınıyor, gözler yerinde kalıyor” dedi. 

    “Burada, 21 aydır yoğun bir tedavi altındayım” 

    Henüz 5 aylık evli iken kazayı geçirdiğini belirten İbrahim Kösem ise organ bağışı ile hayata yeniden başladığını dile getirdi. Çok sayıda lavabo açıcıyı tıkanan lavaboda kullandığını ve patlamanın yaşandığını belirten Kösem, “Patlama sonucunda yüzümde, kafamda ve vücudumda ve özellikle gözlerimde ağır yanıklar oluştu. Bunun sonucunda görme yetimi tamamıyla kaybettim. Sadece ışığı seçebiliyordum. Ege Üniversitesine acil olarak yatışım gerçekleşti.

    Burada, 21 aydır yoğun bir tedavi altındayım. Prof. Dr. Sayın Sait Eğrilmez, Uzm. Dr. Özlem Barut Selver ve ekibi sayesinde ve diğer hocaların da yardımlarıyla 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde kornea nakli oldum. Bu nakil ile dünyadaki bir görme engelli, görme duyusuna kavuşmuş oldu. Öncelikle katarak, glokom ameliyatları ve son olarak kornea nakli vasıtasıyla ile şu anda normal şekilde görebiliyorum, gezebiliyorum ve çevremi tanıyabiliyorum. İlerleyen dönemde görme oranım daha da artacak, bu henüz ilk günüm” şeklinde konuştu. 

    Organ bağışı sayesinde hayata yeniden başladığını vurgulayan Kösem, şöyle konuştu: 

    “Herkesi organ nakline davet ediyorum. Toprak olacak küçücük, ince ve kendisi görünmeyen, saydam bir zarı bağışlamak, karanlık dünyalara dev bir ışık oluyor. İnsanlarımız mutlaka organ nakline dair bilgi sahibi olmalı. Bilgisi olanın hevesi de olacaktır.

    Herkesin çok kısa bir vaktini ayırarak organ bağışı formu doldurmasını rica ediyorum; çünkü bizim gibi insanlara tekrar yaşam hakkı veriyorsunuz ve biz bu dünyayı tekrar görebiliyoruz. Ne kadar büyük bir felaket yaşamış olsak da, sağlığımızı yeniden kazanarak gerçekten mutlu olabiliyoruz. Bu olay yaşandığında biz 5 buçuk aylık evliydik.

    Eşim ve ailemiz hiç bir zaman desteğini esirgemedi. Hep beraber hocalarımızla birlikte amacımıza kenetlendik ve kornea nakli sayesinde, gerçek hayata geri döndük. Herkese teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.” 

    SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

  • Beyin sağlığı için temiz hava

    Türk Nöroloji Derneği Başkanı Şerefnur Öztürk ‘Hava Kirliliğiyle Savaş Haftası’nda hava kirliliğinin insan sağlığına etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.Hava kirliliğine bağlı ölümlerin dünyada yaklaşık 9 milyona ulaştığını belirten Öztürk şunları söyledi:

    60 BİN KİŞİ HAVA KİRLİLİĞİ SEBEBİYLE İNME GEÇİRİYOR

    “Son zamanlarda yapılan araştırmalarda hava kirliliğinin beyin sağlığını ciddi düzeyde etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Şerefnur Öztürk “İnmelerin yüzde 30’u hava kirliliği nedeniyle oluyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 40 bin kişi inme nedeniyle kaybediliyor. Biz, yıllık yaklaşık 200 bin inme hastasına sahip bir ülkeyiz ve bunun da yüzde 30’u eğer hava kirliliğine bağlı ise yaklaşık 60-70 bin kişi hava kirliliği nedeniyle inme geçiriyor. Bu son derece ciddi bir rakam. Ancak bu önlenebilir bir halk sağlığı problemidir ve önleyebilme şansını kullanabilmemiz gereken bir durumdur.

    ULAŞIM YÖNTEMLERİMİZİN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR

    “Havamızı kirletecek yaklaşımlardan kaçınılması ve daha sağlıklı enerji türlerinin kullanılması gerekiyor. Kirlenmeyi giderecek, trafik ve diğer araçların kullanımı nedeniyle oluşan kirlilikleri giderici, şehir ve çevre düzenlemesini de içeren önlemler alınmalı.Toplu taşıma ve bisiklet kullanımının özendirilmesi çok önemlidir. İklim değişikliği ile paralel yürüyen çevre kirliliği, ne yazık ki iç ortamda da beynimizi son derece etkileyen bir faktör olarak insanlığı tehdit ediyor. Bireyler, kendi yaşadıkları çevrede de bir farkındalık oluşturabilir. En azından çevrede kullanılan yakıtların yani kullanılan enerjinin daha temiz olmasına gayret gösterebilir.

     

     

     

     

     

    Ankara haberleri Hürriyet yerel haberler sayfasında. Haber ajanslarının Ankara ilinden Beyin sağlığı için temiz hava hakkında ilettiği tüm haberler hurriyet.com.tr farkı ile sizlere ulaştırılıyor. Bu haber ilk olarak 17 Aralık 2018 tarihinde saat 11 47’de yayınlandı. Son dakika gelişmesi oldukça Beyin sağlığı için temiz hava haberi güncellenecektir.

  • Omurgan ne kadar esnekse o kadar gençsin

    SON DÖNEMDE İLGİ ARTTI

    “Yoga, yeni çıkmış bir akım değil. Aksine çok eski, felsefesi olan bir sistem. Son dönemde yogaya ilgi arttı. Bunun en önemli nedenleri arasında hayatın hızlanması ve kişilerin sorumluluğunun artması var. Sırtımızdaki yükleri hafifletmek için bir yol arıyoruz. Yoga bu yollardan biri. Herhangi bir iç güdü alışkanlıktan bağımlılığa dönüşürse, bedende derin deformasyonlara yani hastalıklara neden olur. İşte o anda yoga devreye giriyor.

    SAĞLIK VE DENGE GELİYOR

    Yoga yapmaya başladığımızda beden farkındalığımız artmaya başlıyor. Bedeni hissettiğimizde, nefesle bağlantı kurduğumuzda ve nefesle hareketi birleştirmeyi başardığımızda zihnimiz de buna uyum sağlamaya başlıyor. Böylece iç alanımızda olan neyse onunla bağ kurabiliyoruz. Yoga yapıldığında bedene sağlık ve denge geliyor. Bedenin kendiliğinden kendi kendini iyileştirme enerjisi ve gücü devreye giriyor.

    HERKES YOGA YAPMALI

    Yoga ‘omurgan ne kadar esnekse, o kadar gençsin’ der. Omurgaya sağladığı faydaların yanında eklemlerin gevşek, kasların esnek ve rahat kalabilmesini sağlar. Bedensel güç ve direnci geliştirir, zihni ve bedeni dengeli hale getirir. Fiziksel uyum ve dayanma gücünü artırır. Sağlıklı bir yaşam sürdürerek kişisel gelişimimizi destekler. Kendisi için fiziksel gelişim ve değişim deneyimlemek isteyen herkes yoga yapmalı.

    ESNEK ZİHİN DAHA ÖNEMLİ

    Yogaya uzman eşliğinde başlanmalı, temel prensipler öğrenildikten sonra, kişi bunu hayat biçimi haline getirip, kendi başına da uygulayabilir. Yoga yapmak için esneklik gerekli değil. Kişi zamanla esnekliğini artırabilir. Esnek bedenden ziyade yogada esnek zihin daha önemlidir. Kişi hırs ve zorlama olmadan her yoga pozunu deneyimlemeli, kendi sınırlarını keşfedebilmelidir.”

    Ankara haberleri Hürriyet yerel haberler sayfasında. Haber ajanslarının Ankara ilinden Omurgan ne kadar esnekse o kadar gençsin hakkında ilettiği tüm haberler hurriyet.com.tr farkı ile sizlere ulaştırılıyor. Bu haber ilk olarak 20 Aralık 2018 tarihinde saat 14 07’de yayınlandı. Son dakika gelişmesi oldukça Omurgan ne kadar esnekse o kadar gençsin haberi güncellenecektir.

  • Görenler hayret ediyor… 45 yıldır bu korkuyla yaşıyor

    Çakmak’ın başına, 1973 yılında Beşikdüzü ilçesine bağlı Oğuz Mahallesi’ndeki evlerinin önünde, fındık bahçesinde kardeşleriyle oynadığı sırada nereden geldiği belirlenemeyen kurşun isabet etti. 

    Kafası kanayan Çakmak, ağabeyi ile oynadığı sırada yaralandığını düşünen ailesi tarafından Trabzon’daki bir hastaneye götürüldü. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından çekilen röntgen filminde kafasında mermi çekirdeği olduğu tespit edilen Çakmak, Ankara’daki hastaneye sevk edildi. 

    Görenler hayret ediyor... 45 yıldır bu korkuyla yaşıyor

    Kurşunun oluşturduğu tahribat dolayısıyla sol gözü görme yetisini kaybeden, sol kol ve bacağı da felç olan Çakmak, ameliyat edildi. Çakmak’ın kafasındaki mermi çekirdeği, hayati tehlike riski bulunduğu için çıkartılamadı. 

    Geçirdiği ameliyatlarla kol ve bacağındaki felç durumu ortadan kalkan Çakmak, 15 yıldır mahallesindeki caminin çay ocağında çalışıyor. Çeşitli yerlerde çalışmasına bağlı olarak 1,5 yıl önce de emekli edilen Çakmak, eşi ve annesi ile birlikte yaşıyor. 

    “ÇEKTİĞİM IZDIRABI BİR ALLAH, BİR DE BEN BİLİRİM”

    Çakmak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurşunun başına 9 yaşında, ilkokul ikinci sınıfa geçtiği 1973 yılının yaz ayında isabet ettiğini söyledi. 
    O günden beri büyük sıkıntılar yaşadığını belirten Çakmak, sağlık sorunlarının yanı sıra eğitimine devam edemediğini, askerlik de yapamadığını ifade etti. 

    Çakmak, kurşunun başının üst kısmından girdiğini ve sol gözünün arka bölümünde kaldığını anlatarak, “45 yıldır geçmeyen baş ağrısı ve uykusuzlukla mücadele ediyorum. Başım ağrıdığı için düzenli ağrı kesici alıyorum. Uyku sorunum var, yattığım zaman sanki biri kafama yumruk atıyormuş gibi acıyla sıçrayıp kalkıyorum. O nedenle de ancak uyku ilacı alarak uyuyabiliyorum.” dedi. 

    “AĞRISIZ BİR GÜNÜM OLMUYOR”

    Silah kullanılmasına, havaya rastgele ateş edilmesine karşı olduğunu belirten Çakmak, şunları ifade etti: 

    “Benim canım yandı, başkasının canı yanmasın, ben bunu istiyorum. Benim çektiğim ızdırabı bir Allah, bir de ben bilirim, başka kimse bilmez… Ah diyorum, bu kurşun bende olmasaydı da okuyabilseydim. Bir yere memur girseydim, daha sağlıklı bir hayat sürseydim. En çok rahat uyumayı özlüyorum. Kafamda ağrı falan olmasa da şöyle uyusam, tatlı bir uyku çeksem, onu istiyorum. Ağrısız bir günüm olmuyor. Allah kimsenin başına vermesin.” 

    Yakup Çakmak’ın 82 yaşındaki annesi Ayşe Çakmak, tedavi süreci ve sonrasında oğlunun çektiği acıları gözyaşı dökerek anlatarak, silahla havaya ateş edilmemesini, bu konuda herkesin duyarlı olmasını istedi. 

    SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

  • Sıkıysa eğil…

    ÇAĞIN en büyük rahatsızlıklarından biri duruş bozukluğu. Bu rahatsızlığın en çok görüldüğü kişiler masa başında çalışanlar. Hatta duruş bozukluğunun diğer ismi de plaza hastalığı olmuş durumda. Artık duruş bozukluğu sadece plaza çalışanlarında değil, her geçen daha fazla oyun oynayan ve bilgisayar başında çalışan çocuklarda da görülmeye başlandı. Elbette bu sorun için ilk desteği hekimlerden almak gerekse de teknoloji şirketleri de boş durmuyor. Geliştirdikleri sensörlü ufak cihazların yardımıyla dik duruş alışkanlığı kazanılıyor. Parmak boyutundaki yeni nesil cihazlar, akıllı telefonlara bağlanarak kullanıcıların duruşlarını analiz ediyor. Ufak bir bozulmada ise kullanıcılara titreşimli ve sesli olarak uyarı veriyor. Hatta doğru duruş eğitimi veren cihazlar bile mevcut. Biz de bu hafta doğru duruş için geliştirilen cihazları araştırdık. 

    Sıkıysa eğil...

    HEM AKTİVİTELERİ HEM DURUŞU TAKİPTE

    Bu alanda yer alan ürünlerin başında ‘Lumo Lift’ geliyor. Oldukça küçük boyutu sayesinde giysiler üzerinde bir aksesuar gibi duran model, giysilerinizin yakasına takılarak omuzlarınızın ve gövdenizin duruşunu izliyor. Kullanımı oldukça kolay olan Lumo Lift, iki ayrı çalışma programına sahip. Antrenör modu (Coach Mode) adı verilen programda cihaz, herhangi bir duruş bozukluğu algıladığında titreşim yoluyla kullanıcıyı uyarıyor. Eğer titreyen bir cihazı giymenin bazen rahatsız edici olabileceğini düşünüyorsanız, antrenörlük modunu kapatarak pasif izleme moduna geçmeniz yeterli. Modelin en çok dikkat çeken özelliği ise aktivite takibi de yapması. Lumo Lift, gün içerisinde atılan adımı ve yakılan kaloriyi de ölçüyor. Ayrıca model, tek bir şarjla 5 gün kadar çalışabilen cihaz, pratik şarj aparatı sayesinde 2 saat gibi kısa bir sürede de tekrar şarj olabiliyor. 1.000 TL

    Sıkıysa eğil...

    MASA BAŞI ÇALIŞANLARA ÖZEL

    Uzman doktorlar tarafından geliştirilen ‘Upright Go’nun üzerinde sırtın doğru açıyı bulması için sensörler bulunuyor. Doğru pozisyon bozulduğunda, yani sırtınızı eğdiğinizde, Upright Go size bir titreşim gönderiyor. Ve siz de sırtınızı dikleştiriyorsunuz. Ayrıca Sırt pozisyonunuzu akıllı telefon uygulaması üzerinden kontrol edebilmeniz mümkün. Modelin en çok dikkat çeken özelliği ise titreşim alarmını açarak, günde 20 dk duruş eğitimi yapabilmeniz. Eğitim modunu kapattıktan sonra ise gün içindeki diğer duruş metriklerinizi ve verilerinizi modelin uygulaması üzerinden takip edebilirsiniz. 1.180 TL

    Sıkıysa eğil...

    EKONOMİK SEÇENEK

    Duruş pozisyonunuzu düzelmek için akıllı bir cihaza sahip olmanıza gerek yok. Daha basit ama ekonomik seçenekler de mevcut. Bu modellerden biri ‘SpiderMed 2’. Atlet giyer gibi kollarınızı askı boşluğundan geçirip, belinizin arkasına kemerini bağlıyorsunuz. Vücut kambur şekil aldığında kullanıcılar sinyalle uyarılıyor. Bu sayede kullanıcılar da duruş pozisyonlarını değiştiriyor. Modelin ince kalem pille çalışıyor. 189 TL 

    AĞRIYI DA GEÇİRİYOR

    Duruş bozukluklarını düzelten cihazların başka marifetleri de var. Mesela ağrıyı geçirmek veya azaltmak gibi. Bu cihazlardan biri ‘Quell’ oldu. Sırt, artrit, sinirler, bacak ve ayak ağrısı olan insanlar için tasarlanan model, üst baldıra takılıyor. Patentli OptiTherapy teknolojisi ile baldırdan beyne giden sinir sistemine doğru aralıkta ve hissedilmeyecek kadar elektrik dalgaları veriyor. Bu sayede sırt veya boyun ağrısından dolayı zorluk çekenler, hem ağrılarından kurtulabiliyor hem de duruşlarını düzeltiyor. Bluetooth bağlantısı ve akıllı telefon uygulamasıyla kontrol edilen model, ağrı terapisini ve uykunuzu izlemeyi ve cihaz çalışmasını kişiselleştirmeyi kolaylaştırıyor. Bu arada migren veya baş ağrılarının tedavisinde etkili olmayabileceğini bilgisini de paylaşalım. 2 bin 750 TL

    Sıkıysa eğil...

    KULAK ARKASINA GİZLENİYOR

    Boynun açısını ölçerek iyi duruş alışkanlıklarını teşvik eden akıllı bir cihaz olan ALEX Plus, kullanıcıların boynunu çok fazla eğdiğinde duruşun düzeltmesi için hafifçe titreşiyor. Boynun arkasında kullanımı için tasarlanan cihaz, baş ve boyun şekline uyacak şekilde gerilebiliyor. Uygulaması sayesinde detaylı grafikler ve istatistiklerle duruş geliştirmeyi takip eden ALEX Plus, verilerinin saatlik, günlük ve haftalık olarak saklanmasını ve yönetilmesini sağlıyor. 1.219 TL

    MEDİTASYON ŞART

    Doğru duruş açısında durmak için meditasyon en önemli aktivitelerden. Ancak meditasyonu doğru yapmak en önemli konu. Bunun için geliştirilen akıllı cihazlar var. Bu cihazlardan biri ‘Muse’. Kişisel meditasyon asistanı olan Muse, kafa bandı şeklinde ve kulakları kulak içine takılıyor ve akıllı bant size direktifler veriyor. 2 bin 700 TL

  • İngiltere’de kanseri erken teşhis edebilecek nefes testi deneniyor

    Bilim insanları bu yolla kanser teşhisinin daha erken, daha basit ve daha ucuz olmasını umuyor.

    Cambridge’deki Addenbrooke Hastanesi’nde 2 yıl sürecek olan deneme, kanser hastalarının yanı sıra sağlıklı insanların da dahil olduğu 1500 kişi üzerinde yapılacak.

    Başlangıçta yemek borusu ve mide kanseri şüphesi olan hastalarda yapılacak denemeler; daha sonra prostat, böbrek, karaciğer, pankreas ve idrar kesesi kanserlerini de kapsayacak şekilde genişletilecek.

    Denemeler, İngiltere’nin Kanser Araştırmaları Vakfı (Cancer Research UK) ile cihazı geliştiren İngiliz şirketi Owlstone Medical’ın ortak çalışması olarak yapılıyor.

    Deneklerin nefes cihazına 10 dakika üflemesi ile elde edilen ve uçucu organik bileşikler (UOB) olarak adlandırılan moleküller incelenmek üzere laboratuvara gönderilecek.

    Vücudumuzdaki hücreler normal metabolik işlemlerin bir parçası olarak çeşitli UOB’ler üretiyor. Bu moleküller akciğere ulaşarak nefeste ortaya çıkıyor. Kanserin bu UOB’lerde fark edilir değişikliklere neden olduğu tahmin ediliyor.

    Denemelerde doğru ve güvenilir sonuçlar alınması halinde, bu cihazlar muayenehanelerde yaygın kullanıma açılabilir.

    Owlstone Medical şirketinin kurucusu ve yöneticisi Billy Boyle, kan ve idrar testlerinin yanı sıra nefes testinin de erken teşhise yardımcı olacak şekilde kullanılabileceğini söylüyor.

    Boyle, “Teknolojimiz, nefesteki UOB’leri tespit etmede oldukça etkili oldu… Çeşitli kanser hastalarında erken teşhis sağlama gibi önemli bir konuda bunu uygulamaya çalışıyoruz” dedi.

  • 60 Saniyede Uyutan 4-7-8 Tekniği

    Yastığa başını koyar koyamaz uyuyanlara sinir olursanız, yatağa girip dönme dolap gibi bir sağa bir sola dönüyor, sayabileceğiniz kadar koyun sayıyor ancak yine de kendinizi baykuş gibi hissediyorsanız bir de bu yöntemi denemelisiniz.

    DELİKSİZ BİR UYKU İÇİN MUZLU SU TARİFİ

    60 saniyede uyutan 4-7-8 tekniği

    60 saniyede uyutan 4-7-8 tekniği, ünlü ABDli doktor Dr. Andrew Weil tarafından geliştirilmiş bir teknik. Bu yöntem bir tür nefes egzersizi ve kişinin nefes alışverişini ve tepkilerini kontrol etmesini sağlıyor.

    • Ağzınızı aralayın ve tüm nefesi ağzınızdan verin.
    • Ardından ağzınızı kapatıp burnunuzdan nefes alın ve bu esnada 4’e kadar sayın.
    • Nefesinizi 7 saniye kadar tutun ve sonra vücudunuzu serbest bırakın.
    • Nefesinizi verirken üfler gibi verin ve bu esnada 8’e kadar sayın.

    Denemesi ve akılda tutması müthiş kolay olan 60 saniyede uyutan bu tekniği uyuyana kadar uygulanabilirsiniz. Bakalım kim kaç saniyede uyuyacak : )

    MAHMURE ÖZEL

    Yayın tarihi: 28.01.2019

  • Emniyetten kan bağışına destek

    Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığı Takviye Hazır Kuvvetler Şube Müdürlüğü’nün Gölbaşı’ndaki yerleşkesinde, kan bağışı kampanyası düzenlendi.

    Etkinliğe, Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, genel müdür yardımcıları ile daire başkanları da katıldı.

    “BU MİLLET İÇİN KANIMIZI VERMEYE HAZIR OLDUĞUMUZU GÖSTERMEK İÇİN TOPLANDIK”

    Törenin açılışında konuşan Emniyet Genel Müdürü Uzunkaya, Türk polisinin, kurulduğu ilk günden itibaren gerektiğinde canını verdiğine tarihin şahit olduğunu belirterek, “Bu ülke, bu millet için kanımızı vermeye hazır olduğumuzu göstermek için burada toplanmış bulunuyoruz.” dedi.

    Emniyetten kan bağışına destek

    Bir insanın yaşatılmasının bir alemin yaşatılmasına eş değer kabul edildiğini ifade eden Uzunkaya, Türk Kızılayı’nın sosyal medyadan yaptığı kan bağışı çağrısının ardından Emniyet teşkilatının da kampanyaya üst düzeyde destek verdiğini söyledi.

    Emniyetten kan bağışına destek

    51 ŞEHİDİMİZ OLDU BU YERLEŞKEDE

    Uzunkaya şunları kaydetti: “Özellikle Gölbaşı yerleşkesini seçtik, çünkü 15 Temmuz’da burada bu teşkilatın çok saygıdeğer personeli şehitler kervanına katıldı. 15 Temmuz gecesi 7’si ilk, 44’ü ikinci saldırıda olmak üzere 51 şehidimiz oldu bu yerleşkede. Bunların 49’u emniyet personelimiz, ikisi de sivil vatandaşımız.

    15 Temmuz’da 51 şehidimiz bu ülke için burada, bu bölgede kanlarını akıtırken sizler gönüllü olarak bu ülke, bu millet için ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarımız için gönüllü olarak kan vermek üzere toplanmış bulunuyorsunuz.”

    Emniyetten kan bağışına destek

    Toplumda kan ihtiyacının anlık bir ihtiyaç gibi değerlendirildiğini, eskiden “Acele kan aranıyor” şeklinde anonslar yapıldığını hatırlatan Uzunkaya, “Elbette kan acil aranıyor ama arandığı zaman hazır edilmesi değil, öncesinde hazır edilip talep edildiğinde sunulması daha önemli.” diye konuştu.

    “KAN VERİN, CAN KURTARIN”

    Teşkilat mensuplarından da bulundukları illerde bireysel olarak kan bağışı yapmaya devam etmelerini isteyen Uzunkaya, “Kan verin, can kurtarın ve sağlıklı kalın.” dedi.

    Emniyetten kan bağışına destek

    Türk Kızılayı Genel Sekreteri Hüseyin Can ise polis teşkilatının büyük gayretiyle ülke güvenliğini sağladığını belirterek, “Sizler canınızı ortaya koyduğunuz bu ülke için ‘Bu yetmez’ dediniz, ‘Kanımızı da vermeye hazırız’ dediniz.” diye konuştu.

    Emniyetten kan bağışına destek

    Türk Kızılayı’nın, Türkiye’nin dört bir tarafında, 100’ün üzerinde sabit, 150’nin üzerinde seyyar noktada kan bağışlarını topladığını vurgulayan Can, kanın yapılamayan tek ilaç olduğunu ve bir kişiden alınan kanın üç kişiye hayat verdiğini söyledi.

    KÖK HÜCRE BAĞIŞI DA ALINIYOR

    Türk Kızılayı’nın, ülkenin kan ihtiyacının yüzde 92’sini karşıladığını anlatan Can, kan dışında kök hücre bağışlarının da alındığını anımsattı. Kök hücre bağışlayacak kişilerin aileleri ile istişare etmelerini isteyen Can, şimdiye kadar yaklaşık 500 bin kişinin gönüllü kök hücre bağışçısı olduğunu, bunlardan 3 bininin ihtiyaç sahipleriyle eşleştiğini, bin kişiye naklin gerçekleştirildiğini belirtti.

    Emniyetten kan bağışına destek

    Konuşmaların ardından Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya ve beraberindekiler, kan veren polisleri ziyaret etti. Uzunkaya ve iki daire başkanı da kan vererek kampanyaya destek oldu.

    “Hayat kurtarmak senin kanında var” sloganıyla başlatılan kan bağışının, yarın da süreceği öğrenildi.

    Emniyetten kan bağışına destek

    Günün önemli gelişmeleri VİDEO

  • Şişmanlık gibi zayıflık da genetik

    Uluslararası araştırma ekibi, zayıf insanların bir kısmının gerçekten de “şanslı” genlere sahip olduğunu doğruluyor.

    Bazıları için zayıf kalmak doğru beslenme veya sağlıklı yaşam biçiminden ziyade genetik yatkınlıkla ilgili.

    Şişmanlık gibi zayıflık da genetik

    ZAYIF İNSANLARLA OBEZ İNSANLARIN GENLERİ KARŞILAŞTIRILDI

    Araştırmanın sonuçları, PLOS Genetics adlı hakemli bilimsel dergide yayımlandı.

    Geçtiğimiz yıllarda araştırmacılar fazla kilolara sebep olan yüzlerce genetik farklılık tespit etmişti; fakat zayıf insanlar üzerine genetik çalışmalar çok daha az sayıdaydı.

    Bu çalışma için, İngiltere’de yaşayan 1600 sağlıklı zayıf insanın (vücut kitle endeksi 18’in altında) DNA örnekleri, 2000 obez ve 10.400 normal kiloda insanın DNA’larıyla karşılaştırıldı.

    Araştırma ekibi, yaşam tarzıyla ilgili detaylı sorular sorarak yeme bozukluğu olan kişileri çalışma dışında tuttu.

    Araştırmacılar, obez insanların özellikle belli genlerinin aşırı kilo alma ile doğrudan bağlantılı olduğunu buldular.

    Bu genler zayıf insanlarda daha az görülürken, zayıf insanların genlerinde sağlıklı zayıflıkla ilgili olduğu anlaşılan başka bölgeler tespit edildi.

    Şişmanlık gibi zayıflık da genetik

    “KİLOLU İNSANLAR HAKKINDA ÖNYARGILI OLUNMAMALI”

    Cambridge Üniversitesi’nden araştırma sorumlusu Prof Sadaf Farooqi, insanları başkalarının kilolarıyla ilgili önyargılı olmamaya çağırark şunları söyledi:

    “Bu araştırmada gördük ki bazı insanların düşündüğünün aksine, zayıflık illa ki nefsine sahip olabilmekle alakalı değil. Zayıf insanlarda aşırı kiloya sebep olacak daha az gen var. İnsanları kilolarından dolayı yargılayıp hüküm vermek çok kolay ama bilim, durumun sanılandan çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Sanılanın aksine kilolarımız üzerinde çok daha az kontrolümüz var.”

    Bilim insanları, bundan sonraki adımın, sağlıklı zayıflıkla ilişkili genleri tek tek tespit etmek olduğunu söylüyor. Bu bilgiler ışığında yeni bir diyetin ortaya çıkıp çıkmayacağı ise uzun vadede belli olacak.

    Şişmanlık gibi zayıflık da genetik

    “ZAYIF İNSANLARIN GENETİĞİ FARKLI”

    Bu çalışmanın kapsamlı ve önemli bir çalışma olduğunu belirten Londra King’s College Üniversitesi’nden Beslenme ve Diyetetik Profesörü Tom Sanders, “Görüyoruz ki özellikle genç yaşta gelişen obezite genetik olarak belirleniyor ve zayıf insanların genetiği genel nüfustan farklı.” dedi.

    Sanders, “Fakat çoğunlukla obezite yetişkin insanlarda hareketsiz yaşam biçimi ve yüksek kalorili yiyeceklerin aşırı tüketimine bağlı olarak ortaya çıkar” diye ekledi.

    Şişmanlık gibi zayıflık da genetik

    King’s College Üniversitesi’nden Profesör Tim Spector pek çok ülkede nüfusun üçte birinin buna rağmen zayıf kalmayı başardığına vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:

    “Bunların bir kısmı genetik olarak zayıflığa yatkın olsa da yaşam tarzı veya bağırsak mikropları gibi başka önemli faktörlerin de etkili olduğunu biliyoruz.”

    Sağlık uzmanları, genetiğiniz veya kilonuz ne olursa olsun sağlıklı beslenme ve egzersizin önemini koruduğunu vurguluyor.

  • Erken kalkmak iyi hissettiriyor

    Daily Telegraph’taki habere göre; doğal vücut saati ve genetik yapı arasındaki ilişkiyle ilgili olarak yapılan en büyük araştırmada, erken kalmak ve genel akıl sağlığı arasında önemli paralellikler bulundu.

    Haberde, daha önceki araştırmalarda da sabah insanı olmakla, akıl sağlığı arasında ilişki kurulduğu, ancak bu durumun erken kalkanların günlük programları üzerinde daha iyi bir kontrole sahip olmaları ve bunun iyi hissettirmesiyle açıklandığı vurgulandı.

    Erken kalkmak iyi hissettiriyor

    Ancak İngiltere’deki Exeter Üniversitesi ve Massachusetts General Hastanesi’nin ortak araştırmasında, genlerin çok daha büyük bir rol oynadığı saptandı.

    85 BİN 760 KİŞİ ÜZERİNDE ARAŞTIRILDI

    Günlük faaliyetlerin gözlemlenmesi için bileklerine bir cihaz takılan 85 bin 760 kişiden alınan verilere göre, erken kalkmakla ilişkili genlerden en çok sayıda taşıyan yüzde beşlik kısım, en az sayıda taşıyan yüzde beşlik kısma kıyasla 25 dakika daha erken uyanmaya meyilli oluyor.

    Araştırmayla, vücut saatinde rol oynayan bilinen gen sayısının 24’ten, 351’e yükseldiği de belirtiliyor.

    “DAHA ÇOK ARAŞTIRMA GEREK”

    Uzmanlar, genlerin uyku kalitesini ya da süresini değil, uykunun zamanlamasını etkilediğini vurguluyor.

    Araştırma ekibine liderlik yapan Exeter Üniversitesi’nden Dr. Mike Weedon, “Çalışmamıza katılanların büyük sayısı, şu ana dek gece kuşlarının şizofreni gibi akıl sağlığı sorunları yaşaması riskinin daha yüksek olduğunu gösteren en güçlü kanıtları sunmamızı sağladı. Ancak bu ilişkiyi tam anlamıyla anlayabilmemiz için daha çok araştırma yapılması gerekiyor.” diyor.

    Vücut saati; genlerin yanı sıra beslenme alışkanlıkları, yapay ışığa maruz kalma, meslek ve genel olarak girişilen faaliyetlerin de etkisi altında kalıyor.

  • Astıma alternatif tedavi biyolojik ajanlar

    Astım, alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik egzemalar, ürtiker gibi alerjik hastalığı olan hastaların büyük çoğunluğunda, standart alerji tedaviler ile başarılı sonuçlar elde edilebildiğini belirten Türkiye Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ferda Öner Erkekol, bir grup hastada standart tedavilerin hastalığın kontrolünü sağlamakta yetersiz kaldığını kaydetti. Prof Erkekol şunları söyledi:

    “Bu durum hastaların sıklıkla acillere başvurmasına, iş ve okul devamsızlıklarına ve yaşam kalitelerinde belirgin bozulmaya neden oluyor. Son birkaç yılda ‘biyolojik ajanlar’ olarak adlandırılan yeni ilaçlar, standart tedavilere yanıt vermeyen alerjik hastalıkların tedavisi için yeni bir bakış açısına yol açtı. Hekimler ‘biyolojik ajan’ terimini biyolojik mühendislik yolu ile imal edilen ilaçlar için kullanıyor. Yapıları basit, sentetik olarak laboratuvar ortamında kolayca üretilen kimyasal ilaçların aksine, ‘biyolojik ajanlar’ın üretimi oldukça kompleks bir süreç. Ancak en kaba şekli ile bu ilaçların biyoteknolojik prosedürlerle canlıdan üretildiğini ve protein yapısında olduklarını söylemek mümkün.

    ASTIM HASTALARININ YAŞAM KALİTESİ ARTIYOR

    Biyolojik ajan tedavilerinin kullanıldığı alerjik hastalıkların başında astım geliyor. Şu anda Türkiye’de, ağır astım hastalarında, yani standart tedaviler ile kontrol altına alamadığımız astım hastalarında, kullanabildiğimiz iki farklı biyolojik ajan bulunuyor. Her iki ilacın da kullanılabileceği hasta grupları net olarak tanımlanmış. İlaçlardan biri ağır alerjik astımda kullanılırken diğeri kanda eosinofil adı verilen hücrelerimizin artışı ile seyreden astım grubunda kullanılıyor. Her iki ilaç ile de ağır astım hastalarında astım semptomlarında yüzde seksenlere varan düzelme, hastaların astıma bağlı acile gitme, kortizon kullanma oranlarında belirgin azalma sağlanıyor. Bu ilaçlar aynı zamanda hem hastaların yaşam kalitelerinde artışa, hem de kortizon kullanımına bağlı oluşabilecek yan etkilerin önlenmesine neden oluyor.

    KABUL EDİLEBİLİR YAN ETKİLER

    Biyolojik ajan tedavilerinin başarı ile kullanıldığı bir diğer alerjik hastalık ürtiker, halk arasındaki adı ile kurdeşendir. Kurdeşen hayatı tehdit edici bir hastalık olmamakla birlikte yaşam kalitesini en kötü etkileyen hastalıklardan biridir. Alerji hapları ile kontrol altına alınamayan kurdeşen hastalarında bir biyolojik ajan olan anti-IgE tedavisi başarı ile kullanılıyor, aynı astımda olduğu gibi acil başvurularını ve kortizon kullanımını belirgin şekilde azaltıyor. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere biyolojik ajan tedavileri kontrolü güç alerjik hastalıkların tedavisinde hastalara yeni bir umut oldu. Etkinliklerinin yanı sıra yan etkilerinin kabul edilebilir düzeyde düşük olması oldukça büyük bir avantaj. Ancak biyolojik ajanların, immün sistem üzerine etkili ilaçlar olduğu ve yalnızca gerekli durumlarda, ilgili branş hekimlerinin yakın gözetiminde kullanılabileceği unutulmamalı.”

    Ankara haberleri Hürriyet yerel haberler sayfasında. Haber ajanslarının Ankara ilinden Astıma alternatif tedavi biyolojik ajanlar hakkında ilettiği tüm haberler hurriyet.com.tr farkı ile sizlere ulaştırılıyor. Bu haber ilk olarak 25 Ocak 2019 tarihinde saat 14 51’de yayınlandı. Son dakika gelişmesi oldukça Astıma alternatif tedavi biyolojik ajanlar haberi güncellenecektir.

  • Fonksiyonel tıp eğitimleri başladı

    Koruyucu Hekimlik ve Fonksiyonel Tıp konulu ilk eğitime katılan yüzlerce hekime seslenen Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu Bilim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Mehmet Mahir Atasoy, kronik inflamatuar hastalıklarının önemine dikkat çekerek “Fonksiyonel tıbbın en önemli özelliği kişiye özel tedaviler ile hastalıkların belirti ve bulgularının yanında altta yatan sebepleri de tedavi etmeyi hedeflemesidir.” dedi.

     

    Kronik hastalıklar hem insanların yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor, hem de çok ciddi bir ekonomik zarara neden oluyor. Dünya Ekonomik Forumu 2030 yılına kadar kronik inflamatuar hastalıkların dünyaya maliyetinin 47 trilyon dolar olacağını açıkladı. Bu ekonomik ve sosyolojik yükü kaldırabilecek hiçbir ülke yok. Sürdürülebilir bir sağlık politikası için fonksiyonel tıp bakış açısının yaygınlaşması önem taşıyor. Son yıllarda hızla gelişen ve geleceğin tıp yaklaşımı olarak görülen fonksiyonel tıp günden güne artan kronik hastalıklar ile mücadelede tek çare gibi duruyor.

    Fonksiyonel tıp eğitimleri başladı

     

    Türkiye’de de 19-20 Ocak tarihlerinde Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu’nun düzenlediği büyük bir organizasyon gerçekleştirildi. KOHEF (Koruyucu Hekimlik ve Fonksiyonel Tıp) Derneğinin desteği ile yapılan Fonksiyonel Tıbba Giriş ve Temel Prensipler eğitimine 100’ü aşkın hekim ve çok sayıda medikal firma katıldı. Hekimlere özel olan bu eğitimin hemen ardından fonksiyonel tıp uygulayıcısı hekimlerin kullandığı özel beslenme planlarının ve diyetlerinin öğretileceği; sadece diyetisyenlere yönelik olarak ikinci eğitim 23-24 Şubat tarihinde gerçekleştirilecek. Platformun bilim kurulunda yer alan Diyetisyen Yeşim Temel Özcan ve bilim kurulundaki hekimlerin vereceği bu eğitimlere ilgi çok büyük.

     

    Fonksiyonel tıp hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Mehmet Mahir Atasoy, “Fonksiyonel tıbbın en önemli özelliği kişiye özel tedaviler ile hastalıkların belirti ve bulgularının yanında altta yatan sebepleri de tedavi etmeyi hedeflemesidir. Bu hedefine ulaşmak için gerekli hallerde ileri genetik ve biyokimya analizlerinden faydalanır. Herkesin metabolizmasında hastalığı ile ilişkili zayıf halkasını bulup o konuda destek vermesidir” dedi. Atasoy’a göre Fonksiyonel tıp, alternatif ya da geleneksel bir tıp uygulaması değil, tam olarak modern tıbbın en doğru, en hassas şekilde kişiye özel olarak olması gerektiği şekilde uygulanmasıdır. Özellikle kronik hastalıklara yaklaşımda modern tıbbın semptomlara yönelik tedavilerini yeterli görmeyerek kronik hastalıklar dediğimiz otoimmun hastlalıklar, romatizmal hastalıklar, metabolik sendrom, diyabet, Alzheimer, kalp ve damar hastalıkları, tiroid hastalıkları, ağrılar, polikistik over sendromu, endometirozis ve hormonal dengesizlikler gibi hastalıkların altında yatan fonksiyonel bozuklukları araştırıp onları ortadan kaldırmayı hedefliyor.

    Bu fonksiyonel bozuklukları kişiye özel bir tıp yaklaşımıyla tespit eder. Hastanın doğum öncesinden başlayarak yaklaşık 1-1,5 saat süren çok yönlü ilk değerlendirme ve muayene fonksiyonel tıbbın en önemli farklarından biridir.

     Fonksiyonel tıp eğitimleri başladı

    Fonksiyonel tıp bir yönüyle de koruyucu hekimlik tıbbıdır. Hastalığın ortaya çıkmasını beklemeden, hastalığa neden olabilecek fonksiyonel bozuklukları ileri laboratuvar testleri ile ölçümleyerek kişiye özel programlar ile önlem alır ve fonksiyonel bozuklukları ciddi bir hastalığa dönüşmeden düzeltir. Bu bağlamda kendi sağlığının ne durumda olduğunu metabolik ve genetik olarak zayıf halkalarının ne olduğunu bilmek isteyenler de fonksiyonel tıbba başvurmaktadırlar.

     

    Fonksiyonel Tıp sağlıklı beslenme ve hayat tarzının yanında, sağlıklı bir psikoloji ve stres yönetimine de mutlaka reçetesinde yer verir. Fonksiyonel Tıp arkasında bilimsel bilgi olan fitoterapi gibi geleneksel yöntemleri de kullanabilir. Fonksiyonel tıp uygulayıcıları bu konularda da eğitim alırlar.  Fonksiyonel Tıp ilaç firmalarının ön plana çıkardığı patent tıbbına da biraz mesafelidir. Gerçek bilimsel bilgilere düzgün bir metodoloji ile yapılmış bilimsel çalışmalara önem verir. Fonksiyonel tıp uygulayıcıları, temel bilimlerde onlarca yıldır keşfedilen birçok bilginin ilaç firmalarının işine yaramadığı sürece poliklinik odalarına giremediğinin farkındadır. Bu konularda çapraz okumalar yapar ve dünya çapında kongreler düzenler ve bilimsel bilgiler rehberliğinde öneriler geliştirir.

     

    Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu tarafından hekimlere özel olarak düzenlenen Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu Eğitimleri başladı. Genel olarak Fonksiyonel tıp prensiplerinin verildiği ilk eğitim 19-20 Ocak tarihlerinde gerçekleştirildi. Elite World Asia Oteli’ndeki eğitimin içeriği başta Institute For Functional Medicine (IFM) olmak üzere Amerika ve Almanya’nın saygın programlarının içeriklerinden yaralanarak tamamen özgün bir biçimde oluşturuldu.

    Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu, alanında söz sahibi akademisyenlerinde içinde bulunduğu bütünsel bakış açısına sahip eğitici kadrosuyla birlikte hekimlere, diyetisyenlere, eczacılara ayrı ayrı programlar düzenleyerek tüm sağlıkçılara ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca sağlık koçluğu eğitim programı ile de bu konuda bilgisini artırmak isteyen herkese uygun seminer programları da planlandı.

    Fonksiyonel Tıp Uygulayıcılığı Programının tamamlanması için Fonksiyonel Tıbba Giriş ve Temel Prensipler eğitimiyle birlikte 6 ileri eğitim modülünün tamamlanması gerekiyor. Temel eğitim ve ileri modüller tamamlandıktan sonra vaka sunumu yapılıyor ve son olarak da gerçekleştirilecek sınav ile Fonksiyonel Tıp Eğitimi tamamlanmış oluyor. Temel eğitim almadan diğer ileri eğitimlerin alınması önerilmiyor. Bu nedenle ileri modüllere katılmak isteyenlerin mutlaka temel eğitimi alması öngörülüyor. Takvim açısından sıkıntı yaşanmaması amacıyla temel eğitim dijital olarak da sunuluyor. 19-20 Ocak’taki eğitimi kaçıranlar için dijital olarak eğitimleri alarak diğer ileri modüllere devam etmek mümkün. Dijital eğitim sadece temel eğitim modülü için geçerli, ileri modüllerde dijital eğitim şansı bulunmuyor.

    Planlanan ileri eğitim tarihleri: 2019 Mart-Mayıs-Eylül-Kasım- 2020 Ocak-Mart. Tüm Modüller Mart 2020 de bitiyor. Nisan ayında Case report ve Sınav yapılıp başarılı olanlara eğitimleri tamamladıklarına dair sertifikaları veriliyor. 

    Fonksiyonel Tıp Diyetisyenliği Eğitim programında ise Fonksiyonel Tıbba Giriş ve Temel Prensipler eğitimine (23-24 Şubat 2019) ilave olarak tamamlanması gereken iki adet ileri eğitim modülü var. Ekim 2019 ve Aralık 2019 tarihlerinde yapılacak olan ileri eğitimlerle birlikte tüm modüller Aralık 2019 da bitiyor. 2020 Ocak ayında sınav yapılıp başarılı olanlara eğitimi tamamladıklarına dair sertifikaları veriliyor. Sadece diyetisyenlere özel olan programa Diyetisyenlik son sınıf öğrencileri de katılabiliyor.

    Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçluğu eğitim programı da giriş eğitimiyle birlikte 4 ileri modül eğitimi toplam 8 ay sürüyor. 27-28 Nisan 2019 tarihlerinde herkesin katılabileceği Fonksiyonel Tıp bakış açısından sağlığın formülleri eğitimi yapılacak.

    Fonksiyonel Tıp Eğitimi Platformu hakkında:

    Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu, Fonksiyonel tıp yaklaşımını, başta hekimler olmak üzere farklı alanlardaki sağlık profesyonellerine günlük hekimlik pratiğine kolayca uyarlanabilecek bir formda aktarabilmek için kuruldu. FTEP eğitimlerini farklı branşlardaki akademisyenlerden oluşan geniş bir eğitici kadroyla birlikte vererek multidisipliner tartışma panelleriyle en doğru bilgiye kolektif olarak ulaşabilmek amaçlanıyor. Fonksiyonel tıp eğitimi almış ve almakta olan herkesin birbirlerine yardımcı olabileceği, kendini güvende hissedeceği ve sürekli destek alabileceği bilimsel bir platform olan FTEP, sadece hekim gücünün ve zamanının yetemeyeceği durumlar için fonksiyonel tıp uygulayıcısı hekimlerle birlikte çalışabilecek fonksiyonel tıp diyetisyenleri ve fonksiyonel tıp sağlık koçları yetiştirerek daha fazla insanın bu yeni tıp yaklaşımından istifade edebilmesini sağlıyor. FTEP, üniversite iş birlikleri ile araştırma ve eğitim amacıyla Enstitüler kurmayı ve fonksiyonel tıp uygulamalarının ülkemizde ve tüm dünyada standart tıp ekolü haline geldiği, insanların çok daha sağlıklı ve mutlu olduğu günleri hedefliyor.

    Bütün bu çalışmalar bir bilim kurulu tarafından yönetiliyor. Fonksiyonel Tıp Eğitimi Bilim Kurulu şu isimlerden oluşuyor:

    Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu Bilim Kurulu Başkanı

    Doç. Dr. Mehmet Mahir ATASOY Girişimsel Radyoloji, Meme Radyolojisi,

    Fonksiyonel Tıp Eğitim Platformu Bilim Kurulu Üyeleri

    Prof. Dr. Zeynep Tartan, Kardiyoloji Uzmanı Fonksiyonel Tıp

    Prof. Dr. Nesrin Sarıman, Göğüs Hastalıkları

    Uzm. Dr. Sema EREN, Kadın Doğum, Endokrinoloji, Önleyici Tıp

    Dr. Yaman SAĞLAM, Genetik

    Dr. Ercüment İlgüz, Biyokimya, Bütünsel Tıp

    Dr. Deniz Şimşek, Psikiyatri, Bütünsel Tıp

    Dyt. Yeşim Temel Özcan, Diyetisyen, Gaps Practitioner, Klinik Psikonöroimmunolog

    Sema Sumeli, Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçu

    https://fonksiyoneltipegitimi.com

    https://dratasoy.com/ozgecmis

    İzmir haberleri Hürriyet yerel haberler sayfasında. Haber ajanslarının İzmir ilinden Fonksiyonel tıp eğitimleri başladı hakkında ilettiği tüm haberler hurriyet.com.tr farkı ile sizlere ulaştırılıyor. Bu haber ilk olarak 25 Ocak 2019 tarihinde saat 16 30’de yayınlandı. Son dakika gelişmesi oldukça Fonksiyonel tıp eğitimleri başladı haberi güncellenecektir.